Sonunda, diye düşündü, kapı
kilidinde dönen anahtarın sesini duyduğunda. Uyumuştu, bu sesle uyandı,
kocasının holün ışığını açmayışına şaşırıyordu. Hole bakan kapı aralık olduğu
için bunu görmesi gerekirdi. Walther, dedi ve birkaç dakika süren bir irkilme
yaşadı; kapıyı açan kocası değil, bir yabancı, şimdiki planı sessizce içeri
girip dolapları ve çekmeceleri kurcalamak olan bir hırsızdı.
Uyuyor gibi görünmesinin daha
iyi olup olmayacağını düşündü, ancak hırsız hala evdeyken kocası gelebilir,
hırsız da karanlıkta onu vurabilirdi. Bu yüzden, çok korkmasına rağmen ışığı
açıp evdekinin kim olduğuna bakmaya karar verdi. Ancak elini tam da gece
lambasının zincirini çekmek için uzattığı sırada kapıda duran kocasının sesini
duydu.
Ses, ışığı açma, dedi.
Elini çekti ve yatakta hafifçe
doğruldu. Kocası başka bir şey söylemedi, hareket de etmedi; kadın, acaba
yatağa giremeyecek kadar yorgun olduğundan kapının yanındaki sandalyeye mi
oturdu, diye düşündü.
Nasıldı, diye sordu.
Kocası, ne, diye karşılık
verdi.
Bugün olan her şey, dedi;
duruşma, yemek, yolculuk.
Şimdi bunu konuşmayacağız, dedi
kocası.
Kadın, ne konuşacağız, diye
sordu.
Geçmişi, dedi kocası.
Ne demek istediğini
anlamıyorum, dedi kadın. Bakışlarıyla karanlığı delmeye çalıştı, ancak nafile.
Panjuru sıkı sıkı kapattığı yetmezmiş gibi kalın, mavi perdeleri örtme
alışkanlığından ötürü kendine kızdı. Kocasının hala orada şapka ve pardösüyle
dikilip dikilmediğini görmeyi çok isterdi. Görebilseydi kocasının tekrar dışarı
çıkma niyetinde olup olmadığını ya da içtiğinden mi mantıklı düşünemediğini
anlayabilirdi. Hayvanat bahçesini kastediyorum, dedi adam. Kadın, adamın
sesinin hala kapının yanından geldiğini duyuyordu; eski yapılı bir binada
oturduklarından ve yüksek tavanlı büyük bir yatak odaları olduğundan ses
uzaktan geliyordu. Hayvanat bahçesi, dedi şaşkınlıkla. Ancak sonra gülümseyip
tekrar yastığa yattı. Hayvanat bahçesinde tanıştık.
Nerede olduğunu hatırlıyor
musun, diye sordu adam. Sanırım
hatırlıyorum, dedi kadın. Ama neden soyunup yatağa girmediğini anlamıyorum.
Açsan sana yiyecek bir şeyler getirebilirim. Yatağa getirebilirim ya da
mutfakta otururuz, orada yersin. Ayağa kalkmak için battaniyeyi kaldırdı; ancak
kocası, etrafın onun için de kadına göründüğü kadar karanlık görünmesi
gerekirken ne yapmak istediğini anladı. Kalkma, dedi ve ışığı açma. Bir şey
yemek istemiyorum ve karanlıkta konuşabiliriz. Kocasının sesinin yabancılığına
ve oldukça yorgun olması gerekirken aklında sadece eski günlerden konuşma
isteği oluşuna şaşırdı. 5 yıldır evliydiler; ancak şimdinin her bir günü,
kadına, geride kalan her bir günden daha güzel ve kıymetli geliyordu. Ancak
kocası için sorusuna cevap vermesinin önemli olduğunu görebildiğinden tekrar
arkasına yaslandı ve ellerini başının arkasına koydu. Kutup ayılarının orada,
dedi. Beslenmeleri henüz sona ermişti. Kayalıklardan suya girmişlerdi,
balıkların peşinden suya dalıyorlardı. Tekrar kayalıkların üzerine
çıktıklarında kirli, beyaz ve-
Ve ne, diye sordu kocası gergin
bir şekilde.
Kutup ayılarının ne
yaptıklarını bilirsin, dedi. Kafalarını bir taraftan diğerine hareket
ettirirler. Senin gibi, dedi kocası. Benim gibi mi, diye sordu kadın
şaşkınlıkla ve karanlıkta az önce tarif ettiği hareketi yapmaya başladı. Birini
bekliyordun, dedi kocası. Seni, dallarında sakin sakin otururken kendilerini aniden
boşluğa bırakıp bir tur uçtukları sırada kanatlarının uçlarıyla tellere dokunan
büyük kuşların yanından izledim. Kutup ayılarının orada tel yok, dedi kadın.
Birini bekliyordun, dedi kocası. Başını bir o yana, bir bu yana çeviriyordun.
Ama beklediğin kişi gelmedi. Kadın, o anda battaniyesinin altında sessizce
yatıyordu. Dikkatli olması gerektiğini hissediyordu, dikkatliydi.
Kimseyi beklemiyordum, dedi
kadın. Seni bir süre izledikten sonra, dedi kocası, yürümeye devam ettim ve
yanında durdum. Kutup ayılarıyla ilgili birkaç espri yaptım ve bu sayede
konuşmaya başladık. Bir banka oturduk ve pembemsi boyunlarını yılan gibi
hareket ettiren flamingoları izledik. Hava artık o kadar sıcak değildi, hatta
havada bir yaz sonu kokusu vardı.
O zamanlar yaşamaya
başlamıştım, dedi kadın. Öyle olduğunu sanmıyorum, dedi kocası. Soyunsana, dedi
kadın ya da ışığı aç. En azından bir sandalyede oturuyor musun? Oturuyorum ve
ayaktayım, dedi adam, yatıyorum ve uçuyorum. Gerçeği bilmek istiyorum.
Kadın, sıcak yatağında soğuktan
titremeye başladı. Neşeli ve sevecen bir insan olan kocasının mantığını kaybetmiş
olmasından korkuyordu. Ama aynı zamanda, o gün öğleden sonra hayvanat
bahçesinde gerçekten bir başkasını beklediğini hatırlıyor ve kocasının, bugün
onu gördüğünü ve ondan her şeyi öğrendiğini düşünüyordu.
Kadın, biraz zaman kazanmak
için, ne tür bir gerçek, diye sordu. Seni, dedi kocası, o gün eve bırakmıştım.
Sonrasında birkaç kez yürüyüşe, birkaç kez de akşam çıkmıştık. Sana her
seferinde, o gün öğleden sonra hayvanat bahçesinde başka bir adamı mı
beklediğini, hala onu mu beklediğini ve onu unutamamış mı olduğunu sordum. Ama
sen, her defasında kafanı sallayıp, hayır, dedin. Gerçek buydu, dedi kadın. Dışarıda gün ağarmış ya da kadının
gözleri nihayet karanlığa alışmış olabilirdi. Her iki ihtimalde de odanın
hatları hafif de olsa belli olmaya başlamıştı. Ancak kocasını göremiyor ve bu
durum kadını oldukça huzursuz ediyordu. Gerçek bu değildi, dedi adam. Hayır,
diye düşündü kadın, o haklı. Onunla dolaşmaya çıktım ve akşamları dans etmeye
gittim ve her seferinde, gizlice; sevdiğim, beni terk eden adamı görmek
ümidiyle etrafıma bakındım. Walther’dan hoşlandım; ancak onunla, onu
sevdiğimden değil, yalnız kalmak istemediğimden evlendim. Kadın aniden çok yorgun
hissetti ve aklına bu zamana kadar inkar ettiği her şeyi kabul etmek geldi.
Kabul ederse, belki kocası karanlıkta durmaktan vazgeçip yanına, yatağa
otururdu. Ona, eskiden ve şu an nasıl olduğunu anlatır, artık onu sevdiğini ve
diğer adamın kendisi için hiçbir anlam ifade etmediğini söylerdi. Kollarını
kocasının boynuna dolayıp ona; birine duyulan sevginin, gün geçtikçe yok olup
sonunda insanı ürperten bir kadavraya dönüşürken; diğerine duyulan sevginin her
geçen gün büyümesinin mümkün olduğundan bahsettiğinde, kocasının buna ikna
olacağından hiç kuşkusu yoktu. Walther kadına hayatım, sevgilim demiyor;
ismiyle sesleniyordu. Ancak kadın karanlıkta kollarını ona doğru uzatıyordu.
Ama kocası yatağa oturmak için kadının yanına gelmiyordu. Kadına, yüz
hatlarının görünebileceği yakınlıkta bile durmuyor, olduğu yerde dikiliyordu. O
zamanlar, dedi adam, ben Münih’e yeni gelmiş sayılırdım. Şehri iyice tanımam
senin fikrindi. Henüz bir arabamız olmadığı için her pazar farklı bir ulaşım
aracı kullanıyor, farklı bir yöne gidiyor, son durakta iniyor ve yürüyüş
yapıyorduk. O yürüyüşlerde hep birini aradığını hissettim. Kafanı sürekli
özgürlüğü ya da bizim bilmediğimiz bir şeyi arayan kutup ayıları gibi sağa sola
çevirirdin ve ben de sana sürekli kutup ayım derdim.
Evet, dedi kadın boğuk bir sesle. Kocasının kendisine evliliklerinin ilk
aylarında bu ismi taktığını hatırlıyordu. Bunu hayvanat bahçesinde
tanışmalarına istinaden ya da gür, beyaza çalan, bazen yele gibi omuzlarına
uzanan sarı saçları olduğu için söylediğini düşünmüştü. Ancak şu an anlaşıldığı
üzere; bu bir sevgi sözcüğü değil, şüphe belirtisiydi. Sonra kadın, arabamız
olduğunda pazar günü şehir dışına gittik. Ormanın içinde yürüyüp güneşin
altında çimlere yattık ve uyuduk, başın göğsümdeydi. Uyandığımızda kuvvetli
rüzgardan ve güneşten sersemlemiştik. Doğru yönü bulmakta zorlandık ve bir
keresinde arabayı bulmamız saatlerimizi aldı. Bunu hatırlıyor musun, diye
sordu.
Ancak kocası bu anıyla ilgilenmedi. Onunla bir kez karşılaştık, dedi. Ah,
lütfen kes şunu, dedi kadın aniden öfkeyle. Git bir şeyler ye ya da bırak,
ışığı açıp kalkayım ve sana yiyecek bir şeyler getireyim. Dolapta yarım bir
tavuk ve bira var. Ancak bunu söylerken kocasının teklifiyle ilgilenmeyeceğini
biliyordu. Adamı düşüncelerinden nasıl uzaklaştırabileceğini düşünüyor, aklına
bir şey gelmiyordu. Yarın senin için yorucu bir gün olacak, dedi aniden, akşama
kadar hesapları halletmen gerekiyor, uykunu alamazsan her şey daha da zor ve
yorucu gelecek.
Onunla bir kez karşılaştık, dedi kocası tekrar. Kadın tırnaklarını
battaniyeye geçirdi; ne söyleyebileceğini bilmiyordu. Keşke aydınlık olsaydı,
diye düşündü. Kocası, Noel’de kadın için kreton örtülü ve cam levhalı bir
makyaj masası yaptırmış; kadın da kocası için, yazın toplayıp sıkıştırdıkları
çimler ve yosunlarla süslediği bir abajur yapmıştı. Kadın, şu an karanlıkta görülemeyen bu şeylerin,
eğer görülebilselerdi; kocasını, kadının onu sevdiğine ve aslında kocasının bu
şüphelerini çok uzun zaman önce geride bırakmış olduğuna ikna
edebileceklerinden emindi.
Biz, dedi kocası üçüncü kez, onunla karşılaştık ve bunu, bu akşamki tekdüze
ve garip ses tonuyla söyledi. Ludwig Caddesinden Siegestor’a gidiyorduk, güzel
bir akşamdı ve dışarıda birçok insan vardı. Özellikle baktığın kimse olmadı,
kimse de durup seni selamlamadı. Ancak ben, koluna girmiştim ve aniden tüm
vücudunun titrediğini fark ettim. Kalbin atmayı bıraktı ve yanaklarındaki tüm
kan çekildi. Bunu hatırlıyor musun?
Evet, evet, demek istedi kadın, çok iyi hatırlıyorum. Eski sevgilimi ilk ve
son görüşümdü. Kalbim gerçekten atmayı bıraktı, ama sonra tekrar başladı.
Bambaşka bir kalp gibi… Eski sevgilimin güzel, soğuk yüzü kalabalıkta
kaybolurken bir hiçe dönüştü ve sonrasında onunla ilgili hiçbir şeyi
hatırlayamadım.
Kadın, bunları kocasına söylemek ve o gün yolda kendisine yaklaşıp onu
öpmeye çalıştığını hatırlatmak istedi. Ancak kocasının kendisine inanacağından
şüphe duydu. Kocasının sözlerinin ardında, yatıştıramaya gücünün yetmeyeceği bir
huzursuzluk ve korku olduğunu ve onu, en azından bu gece ikna edemeyeceğini hissediyordu.
Yaptığımız o yürüyüşü hatırlıyorum, dedi, sesinin tonunun değişmemesi için
çabalayarak. Tanıdık hiç kimseyi görmedim. Titreme nöbeti geçiriyordum,
üşütmüştüm; akşam da ateşim çıktı. Bu doğru mu, diye sordu adam. Kadın, evet,
diye cevapladı.
Gerçekte, kocasının kendisinden duymak istediklerinden çok daha güzel olan
şeyleri söyleyemediği için üzgündü. Uykusu gelmişti, uyumak istiyordu, ancak
hepsinden çok kocasına ne olduğunu, ışığı neden açmadığını ve yatağa neden
girmediğini öğrenmek istiyordu.
O halde diğeri de doğru, dedi adam, sesinde umut vardı. Ne, diye sordu
kadın.
Hayvanat bahçesiyle ilgili olan, dedi adam, kimseyi beklemiyordun, değil mi?
Seni bekledim, dedi kadın. Seni tanımıyordum; ancak insan, henüz bir kez bile
görmediği birini bekleyebilir.
Öyleyse, dedi adam, benimle başka bir adam tarafından yarı yolda
bırakıldığın için evlenmedin. Beni sevdin.
Kadın bir kez daha burada yatıp kocasına yalan söylemesinin ne kadar utanç
verici olduğunu düşündü ve doğruyu söylemek için tekrar doğruldu. Ancak kapıdan
çaresiz bir iç çekişi andıran tuhaf bir ses geldi. Hasta, diye düşündü korkmuş
şekilde, tekrar yastığa yaslandı ve yüksek sesle, anlaşılır biçimde, evet,
dedi. O zaman iyi, dedi adam. Artık fısıldıyordu. Yatak odasının kapısını
kapatıp evden tekrar çıkmaya niyetlenmiş olabilirdi. Kadın yataktan fırladı,
gece lambasının zincirine asıldı. Holde, kadın bu hareketiyle bir zili harekete
geçirmişçesine yüksek sesli ve şiddetli bir yankı duyulmaya başladı. Oda
aydınlık ve boştu, kadın holde koşarken kocası orada da değildi.
Genç çiftin yaşadığı ev eskiydi; ancak kısa süredir binadaki tüm
dairelerde, dairenin kapısını açmaya yarayan bir düğme bulunuyordu. Walther,
dedi kadın, üzgün bir sesle. Düğmeye bastı, dairenin kapısı açıldı, merdiven
boşluğunu dinledi. Beşinci katta oturuyorlardı, beş kat boyunca az sonra polis
memurlarına ait olduklarını anlayacağı ağır adımları dinledi. Adamlar
merdivenlerin başında, kadının karşısında dururken; kocanız, dediler, otoban
çıkışında bir arabayla çarpışmış ve ağır yaralanmış. Bunu söyleyip bir süre kadının
şaşkın suratına baktıktan sonra; talihsiz adamın şu an hastaneye götürülmekte
olduğunu, ancak adamı ambulansa taşıyan ilkyardım ekibinin, adamın hastaneye
yetiştirilemeyeceği görüşünde olduğunu söylediler. Olamaz, dedi kadın oldukça
sakin bir şekilde, bir karışıklık olmuş olmalı. Kocamla az önce konuştum, o
evde, yanımda. Burada mı, diye sordu adamlar şaşkın bir ifadeyle. Mutfağa ve
oturma odasına baktılar, her odanın ışığını açtılar. Kimseyi bulamadıklarından
kadına giyinmesini ve kendilerine hastaneye kadar eşlik etmesini söylediler.
Kadın giyindi; uzun, beyaza çalan sarı saçlarını taradı ve polislerle
merdivenlerden aşağı indi. Giderken güler yüzlü davranmaya çalışan ve kalın,
yün mantoları yağmur kokan iki adamın arasına oturdu. Sürücünün siren
çalmasından ve tüm kırmızı ışıklarda geçmesinden keyif aldı. Daha hızlı, dedi,
daha hızlı. Polisler, kadının kocasına yetişememekten korktuğunu düşündüler.
Ancak kadın, neden arabada olduğunu ve nereye gidildiğini bilmiyordu. “Daha
hızlı, daha hızlı” sözcüklerini oldukça mekanik bir şekilde söylüyor ve başını,
tıpkı kutup ayılarının yaptığı gibi, oldukça mekanik bir şekilde soldan sağa,
sağdan sola çeviriyordu.
_
Marie Luise Kaschnitz, 1901 yılında Karlsruhe'de doğdu. Yirmili yaşlarının ortalarına kadar yayın evlerinin satış departmanlarında çalıştı. 1933 yılında yayımlanan ilk romanı Liebe beginnt'i anlatılar, denemeler, kısa öyküler, şiirler ve radyo oyunları takip etti. 1947 yılında İkinci Dünya Savaşının etkilerinin yoğun olarak görüldüğü eseri Totentanz und Gedichte zur Zeit'ı kaleme aldı. Olgunluk dönemi eserlerini denemeler ve otobiyografik metinler etrafında şekillendirdi. Das Haus der Kindheit (1956) ve Steht noch dahin. Neue Prosa (1970) isimli eserlerinde 'ben' aracılığıyla, gerçeklik ve kimlik kavramlarını sorguladı. 1950 yılından itibaren radyo oyunları yazmaya başladı ve 1955 yılında Almanya'nın en prestijli edebiyat ödülü olan Georg-Büchner Ödülünü kazandı.
_
Özgün ismi: Eisbären (1966)
Çeviren: Yasemin Dindaş
